Yolculuğumuz biraz meşakkatli geçti.
15.30`daki uçağımıza yetişmek için evden 12 de çıktık. Aslında turun buluşma saati 12 idi. Öğlen saatinde İstanbul trafiğinde nasıl yetişiriz diye kara kara düşünürken, cevval taksi şoförümüz sayesinde 2 de havaalanına gelebildik. Ukala tur görevlilerimizle biraz takıştıktan sonra bekleme salonuna geldik. Tamamen bir huzur yolculuğuna kendimi hazırlıyordum, birde etrafımdakiler buna müsaade etse!
gece cidde
Tur detaylarında İstanbul-Cidde yazıyordu, ama Medine aktarmalı yazılmamıştı. Sağ olsunlar tur yetkilileri tur detaylarını son 2 güne kadar vermedikleri için nasıl bir yolculuğa çıktığımızı da bilemedik. 30 dakikalık rötardan sonra Medine`ye doğru yola çıktık. Ayni uçakla yolculuk yapacağımız halde uçaktan çıkarıldık, bavullarımızı aldık, pasaport kuyruğuna girdik, giriş belgelerini imzalattık, bavulları tekrar uçağa verdik ve yine uçağa bindik. Bu işten ne anladık bilmem? Uçağa girdiğimizde baktık ki koltuk numarası diye bir şey kalmamış, herkes istediği yere oturuyor. Sinirlerimiz gergindi ama mübarek topraklarda yolcu olacağımız için yine mutsuzluklarımızı içimizde tutmaya çalıştık. Upuzun bir İstanbul-Medine-Cidde üçgeninden dolayı yorgun düşmüştük ki havaalanında tur yetkilileri ile buluşamadık. Turdakiler biraz telaşlanınca telefon açtık, meğerse onlar dia hatlardan bekliyorlarmış bizi. Biz Medine`den geldiğimiz için iç hatlarda buluşacağımızı düşünmüşler. İhramlı olduğumuz için biraz gerildik ama gönlümüzü aldı tur yetkilileri. Burası meşakkat yeri, çile yeri, ne kadar çile sayılmasa da sabır yeri ama bunca yıldır bu isi yapan bazı turların hacıları mübarek topraklarda mağdur etmelerini kınıyorum . Ticari bir amaç dışında çok kutsal bir görevdir hacıların huzurlu bir yolculuk yapmasını sağlamak. Ta yıllar önce bile, İslamiyet öncesinde dahi Kâbe`nin bakımı, hacıların hizmeti için büyük aileler, aşiretler sorumlu olmak ister ve bunla da gurur duyarlardı. Zaman neleri değiştirmiş. Gecen yıllarda yaptığımız bir umre`de çok kotu hatıralarımız olmuştu. İki yıl önce turun biri, 5 saat boyunca lobide bizi bekletmiş ve bir özür bile dilememiş, hatta tüm arsızlıkları ile harem-i şerifin sınırları içinde bizimle kavga etmekten çekinmemişlerdi. Bazen düşünüyorum da bizim inancımıza çok yakın olmayan insanları çok kolay hoş görürken ve affedebilirken, neden Müslüman kardeşlerime çok kızabiliyordum? Neyse ki biz bu yıl mağdur olmadık ve kolayca görevimizi yerine getirdik.
Ben yine söz verdim, ilk gün günlük tuttum ama sonradan manevi atmosfere kendimi kaptırıp duygularımı bile unuttum. Çok geç olmadan anlatayım, sabırsızlananlar olabilir nede olsa özel bir belde hakkında her şey. Aslında yaşadıklarımı kendime saklamayı tercih ederdim yine, ama testi boşalmadan dolmuyor!
Mekke`ye geldik, çok heyecanlıyım. Sanki ilk defa Kâbe`yi göreceğim, daha önce gelmemiş gibiyim bir acemilik var üstümde. Kâbe`yi ilk göreceklere müjdeleri verdi hoca, ne dua ederseniz kabul olacak iyi hazırlanın. Ah diyorum keşke ilk defa görmüş olsaydım da daha da güzel en güzel duaları yapsaydım. Tam hatırlamadım ne dua ettiğimi, çok küçüktüm. Diğerlerini saymadım, ben yine yeni göreceğim, duamı sanki ilk defa görüyormuş gibi edeceğim. Bir yandan Lebbeyk diyerek umre hazırlığına başladık. Evet, Allah`ım onca günahtan sonra yine geldik kapına, yine sana hep sana. Çünkü gidecek başka yerimiz yok!
Umre için geç bir saat sayılır ama ruhumuz susamış bu iklime, verdikçe içiyor, içtikçe susuyor sanki bu güzel nidalara. Binlerce dil beraber donuyor, binlerce kalp kendi merkezine doğru beraber atıyor “Buyur Allah`ım buyur”
Bir kalabalık bir izdiham sanki hac diyoruz. Gerçi ben hacı olamadım ama en yoğun zamanlarında umre yaptım hiç bu kadar kalabalık görmemiştim, sadece Kadir gecesinde. Allahın evim diye şereflendirdiği bu yerde, müminler birbirin ayaklarına basarak bir yandan da kusurlarını örterek görevlerini yerine getiriyor. Bazen yanındakine ağırlığını vererek tavaf ediyor, bazen çarpıyor, o heyecanla yanındakini görmüyor, ama inanılmaz bir hoşgörü kokuyor hava, tam affetme ve affedilme zamanı. Zaten Kâbe`nin örtüsü de simsiyah sanki tüm kusurlar burada örtülür yalnız O bilir, zaten O da çok affedicidir dermişçesine. Safa ve Merve tepelerinde onarım olduğu için tek katı kullanıma açmışlar, ondan bu yoğunluk sanırım. Sanki hiç bu kalabalık yok da, hacılar beyazları giyinmiş yeni bir sayfa açmaya gelmiş bir o tepeye koşuyorlar bir bu tepeye, sadece niyet etmedik burada gerçekleştiriyor. Allah hepimizin umresini kabul etsin! Umreyi bitiriyoruz, gece 2 olmuş. Yol yorgunu olduğumuz için dinlenmek için otele dönüyoruz, yarın daha çok yaparız diye düşünüyorum kendi kendime. Toplam 8 gün, kaldı 7 gün çok iyi değerlendirmem gerekiyor. Dua ediyorum bir yandan hep Allah`ım ne olur çabuk geçmesin, çok bereketli yap ki her şeye zaman kalsın. Yeterince namaz kılmak, doya doya Kuran okumak, tavafımı koşturmadan yapmak ve serinlikte şöyle dünya gözüyle Kâbe`yi seyretmek için bana güç kuvvet ver diyorum. Binlerce kere şükürler olsun ki doya doya olmasa da çok bereketli bir zaman geçirdik Allahın evinde. Rabbim bizi misafir etti, biz da kulluğumuzun gereği hatalarımız ile ona ibadet etmeye çalıştık, Kâbe`yi örten bu kara örtü gibi günahlarımızı örter inşallah.
Ertesi gün,

(Kabe'nin eski fotoğraflarına benzetmek istedim)
Ertesi gün hala yol yorgunluğu üzerimizde, Kâbe`ye koştuk. Gece geldiğimizden ve yorgun olduğumuzdan mıdır nedir, bugün daha verimli bir gün geçireceğimi düşündüm. Öyle de oldu inşallah. Kulaklarımızın pasını silen o billur gibi sesiyle ezanı okumuyor mu müezzin, sanki her şey, dünya, borsalar, koşuşturan çocuklar, uçan kuşlar hatta akan nehirler bile duruyor. Dünya yaşama bir ara veriyor ve başka bir âlemde senkronize bir şekilde kendi kıblesine donuyor. Ista burada bir namaz vakti bu şekilde geçiyor, gündelik kaygıdan uzak adeta yasamla kabir arasında kendi halinde bir durum. Namaz için saflar kuruluyor, en önlerde Kâbe`ye yakın olan yerlerde çoktan bir mücadele başlamış bile. En önden saf kapmaya çalışanlar tam da Hacer`ul Esved`in karşısına durmak için sessiz sedasız, çaktırmadan hatta tavaf yapıyorlar, ezan okunur okunmaz da şıp diye öne kuruluyorlar. Namaz kuralları gereği kadınlar arkada yer almalı, mecburen arkalara gidiyoruz. Elbette bu özlemde de bir ecir olmalı. En önce Kâbe ile içice namaz kılmanın hazzını tadamadığımız için bize bir ayrıcalık olur inşallah. Bir yandan da ne kadar uzak olup her nefeste Kâbe`de atan kalpleri düşünüyorum, kim bilir her secdede ya da her el kaldırışlarda yeryüzü kapıları aralanıp attıkları yere uzanıveriyorlardır. Fiziksel uzaklık da bir yere kadar, önemli olan içimizdeki sevgisi!
Tavaf alanına inen hol
Öğlen aralarımız genelde üst kattaki kadınlar bölümünde Kuranla ve sıcağın etkisiyle şekerlemelerimiz ile geçti. Öyle tatlı ki buradaki uyku, otele gitmek varken orada uyuyor abdest almak için koşturarak otele gidiyoruz annemle. Nede olsa burada uyumak bile sevapJ Nazımın dediği gibi hava bedava su bedava sanki bu Haremin içinde ne yaparsan hepsi sevap hanemde artı oluyor. Öğle namazından sonra birçok kişi hemen tavafa koşturuveriyor, genelce cenaze olduğu için biraz bekliyorum hemen gitmiyorum (öğle, ikindi ve aksam namazlarından sonra cenaze namazı oluyor). Sonra biraz tavaf rahatlayınca sıcağın tam ortasında kendimi atıyorum, herkes biraz yorulmuş, zaten kendine güvenmeyen yaşlılar pek bu saatte girmiyorlar tavafa. Hem daha sakin oluyor hem de sevabının çok olduğunu düşünüyorum, içimden geçiyor ah keşke bu sıcağı yaşadığımız için Mahşer gününün sıcağını yaşatmasa rabbim bize, hepimize (âmin). Sonra zemzem bidonlarına koşuyoruz, serinliyoruz 1 içiyoruz 2 içiyoruz sonra yine içiyoruz, sanki içtikçe hafifliyor insan, su içince doyar ya aksine. Zemzem Hazreti Hacer validemize verilen bir hediye, Cebrail AS mucizesi. Hazreti İbrahim as Allahın emri ile Hacer validemizi ve bebek olan oğlu İsmail`i Mekke`de bırakıp gittiğinde, yiyecekleri ve içecekleri tükenmişti. Hacer validemiz oğluna su bulabilmek için Safa ve Merve tepeleri arasında koşturuyordu. Tam 7 defa gidip gelmişti su görebilmek için. Bu tepelere çıkıyordu ki su varsa görebileyim diye. O sırada Cebrail as zuhur etti, topuğuyla yere vurdu ve zemzem suyu çıktı. Hacer annemin ise dur dur manasına gelen zemzem diye haykırdı. Suyun bitmesini istemiyordu. Böylece bin yıllardır hacıları ve tüm şehri sulayan bu mucizevî su çıktı. Tadı harika, hafif, ne kadar içerseniz için ağırlık yapmıyor bedenimizde. Ayrıca ben fark ettim norma su gibi tuvalete çıkmanıza neden olmuyor, gün boyunca içiyorsunuz ve rahatsız etmiyor bünyenizi, bence müthiş bir şey!
genelde namaz kıldığımız üst kat, ben loca diyorum:)
Kafilemizdeki bir amca (tesadüfen babamın lise öğretmeni çıktı, sonradan çok zevkli muhabbetlerimiz oldu) 1980 yılındaki haccını anlattı. Kâbe`nin etrafında henüz mermer döşemeler yokmuş, çöl kumu ile yakından temas ederek tavaf yaparlarmış. Sıcak olduğu için ayakları yanarmış, ayrıca çoraplarına da kum girermiş. Mermer döşendikten sonra herkes tavafın başka bir rahat olduğunu söylemiş. Hiç böyle olduğunu düşünmemiştim. Bizim her an doya doya içtiğimiz o mübarek zemzem ise 28 yıl önce 2 adam tarafından kuyudan pompalanır, bidonlara konur ve içlerine buz atılırmış. Bardağı 1 riyalden hacılara satılırmış. Simdi öyle mi her yerde bedava, soğuk ve ılık olmak üzere tüm hacıların hizmetine sunulmuş. Teknolojinin nimetleri için de bambaşka şükürler gerekiyor.

Makam-ı İbrahim ( altın sarısı rengindeki muhafaza)
Hazreti İbrahim`in ayak izinin olduğu Makam-ı İbrahim. Hazret-i İbrahim, bir asansör gibi inip-çıkan bu taşın üstüne çıkmış ve Kâbe`yi inşa etmiştir.
Recent Comments