Uzun zamandır mekândan meydana gelen bir sıkıntı vardı içimde. Uzun zamandır beklediğim Noel tatili ve som ester arasında evin etrafında gezmelerim dışında bir yere çıkamamıştım. Mutlaka birlerlere gitmem lazımdı, içi pek de dolu olmayan bu kafamı boşaltmam en azından dimağıma yeni bir yer fotoğrafı da koymam gerekiyordu. Altı ay sonra Amerika’dan kesin dönüş yapacak olmamın etkisi de vardı bunda. Sevginin vize almak için Kanada’ya gitme planını ağzından kaçırmasını fırsat bilip onlar ile cüretimi gösterip (biraz da yalnızlığımı bahane ederek) kendimi zorla da olsa davet ettirmiştim. Nede olsa onların da bir yol arkadaşına ihtiyaçları vardı. Yalnız yol çekilir miydi? Gezi planlarımızın hava muhalefeti nedeniyle sarkması ile umutlarım suya düştü. Son anda Derya kıyı eyaletlerinden birinde halasının kızından bahsetti. Hiç kendimden beklenmedik bir hareketle "hadi gidelim" dedim. Halakızı Derya ve esi Türkiye`den döner dönmez evlerine damlama harekâtını başlattık. Ekibimiz hazırdı küçüklerden başlayarak evin kızları Serpil, Merve ve Derya hazırdılar, son anda evin profesörü Zeynep de katildi aramıza. Sair zamanlarda bu kadar gezme meraklısı değilim demek isterdim, ama bu defa çok heyecanlıydım. Geziden bir gün önce plan yapmak için kızların evine gittim. Maşallah herkeste bi heyecan, gözler çakmak çakmak acilmiş sanki o aksam ertesi gün için kimse uyuyamayacaktı. Sabah bu heyecanın ne kadar abartı olduğunu sağolsun serpil ve Merve bavulları ile kanıtladı. Bagaja zar zor sığan bavullar sadece bir gün için gittiğimiz ev sahiplerimiz umarım korkutmaz:) sabah dualar ile cıktık yola. Termosta aldığımız sıcak su ile aksamdan hazırladığım börekleri de hemen kaptık ilk arada bir mola verdik. Macdonalds tesislerinde güzelce bir cay keyfi yaptık. 3.5 saat suren yolculuğumuz yoğun sis ve yağmura rağmen çok güzel geçti. Şoför olarak en uzun yol deneyimim 5 saatti ama kotu hava şartlarında da durumu idare edebileceğimi de kanıtladım
Welcome to Rhode Island!
Bu güzel kıyı şehrine gelmek için en kotu günü seçmiş olmamız bir şans mı yoksa teknik bir hata mı kara veremedim. Deniz kültürünü seviyorum, okyanusa bayılıyordum, neden bu şehri sevmeyim. Yolculuğumuzu da anlatalım birazcık. Bizim kızlar derya, Merve ve serpil arka cenahta oturmuşlar müzikler ile coşuyorlar ben nasıl bu kotu hava şartları ile idare ederim diye düşünürken. Müziklerimiz de güzeldi, genelde kanımızı hareketlendirici müzikler seçtik ki bu kapalı havada canimiz sıkılmasın, baymayalım diye. EEE yolculuk olur da arka koltuktaki NJ üçlü dans topluluğu coşmaz mı yani? tabiî ki coşar. Daha fazlası için bak, videolar bolumu:) 3,5 saat yolculuktan sonra Hampton Inn otelinin bahçesinde buluştuk ve evlerine gittik. Aslında yol haritamız mevcuttu ama ev sahipleri bizi gelip aldıkları için ilk görüşte benden tam not aldılar. Aslında ben her ihtimale karşı (misafir umduğunu değil bulduğunu yer atasözümüzün hakliliğini bir kere daha görmemek için) otelde kalmakta ısrar ettim. En sonunda gidelim görelim eğer beklenmedik bir surat ifadesi görürsek bavulumuzu alıp gideriz dedik. Aslında Türkler olarak neden Avrupa birliğini korkuttuğumuzu bavulları bagajda gören Roger bize çok güzel ifade etti, ben yine de merak etmeyin sadece bir günlüğüne geldik dedim, gülüşmeler. Daha eve girdik ayağımıza terlikler, kaban ve montlarımızın alınması ve cay ister misiniz diye soran bir Amerikalı, pardon ama biz nerdeyiz dedirtti bize. Sen gel Amerikalının evine hem asker hem de Irak da görev yapmış, sonra da cay ister misin diye sorsun sana. E şaşırırlar sekerim bizim orada! Tanışma safhasını hatırlamıyorum bile ev sahipleri ile dost olduk. İçlerinden sadece ben ilk defa bu insancıkları görüyordum. Ev sahiplerine yük olmamak için yemek yer misiniz sorusuna yok, sonra, zahmet etmeyin gibi yanıtlar verdik. Nereden bilelim bizi bekliyorlarmış öğlen yemeği için. Yemek sofrası olsun, sofra düzeni olsun, gösterilen ihtimam olsun hersek çok güzel hazırlanmıştı. Ev sahibemiz Ebru ve eşi Roger her şeyi titizlikle hazırladılar. Onlar mutfakta yemekleri hazırlarken biz de nezaketen sorduk yârdim edelim mi diye, ama samimiydik sorarken. Bizi elletmediler bir şeye. Bize de mutfakta fotoğraf ve kamera görüntüleri için poz vermek düştü. Sonradan bakınca güzel olur bu görüntüler. Keşke daha önce de sevdiğim insanlar ile sık sık kamera görüntüsü alsaymışım, bakar bakar özlem giderirdim. Ebrudan mercimek çorbası ve Roger dan kebap vardı öğlen yemeğinde. Kebap yemesek de helal et kullanmadıkları için henüz, biz sevdik bu güzel yemeği. Söylemiş miydim bilmem ama Roger ekmekleri kendisi yapıyor. Makinesini almış ama çoğu zaman makinede değil fırında pişiriyor. Türk ekmeği tarzında yapmış ve tadı da çok lezzetliydi. Makinede yaptığı da oldukça güzel oldu ama biz yine de onun elleriyle yaptığının daha güzel olduğunu söyledik, ee nede olsa o kadar heves etmiş en iyisi kendisi olsun ister. Bu da bana misafirperverlik daha ölmemiş bunu anladım, ne yazık ki bir Amerikalı gösterdi bunu.
Ebru ve Roger Irak'ta tanışmışlar. Ebru bir Amerikan firmasında çalışıyormuş ve şehrin düzenlenmesi için belediye ile is yapıyormuş, Roger da asil görevi olan askerliğini belediyede sürdürüyormuş. Tanışmışlar ve kaynaşmışlar. Gerisi malum evlenip Amerika`ya yerleşmişler, Aslında bunu söylemek dile kolay, Ebrunun ailesi için çok zor olmalı. Dini, dili, ırkı her şeyi ayrı olan bir ülkeye taaaa dünyanın bir ucuna kızını göndermek kolay değil. Daha fazla üzmemek için Ebru`ya sormadık Türkiye`den nasıl ayrıldığını. Sadece özel bir soru sorabilir miyim dediğimde Ebru: Eğer sünnetli mi siye soracaksan bastan şöyleyim evet burada genelde basta sünnet ediyorlar, dedi. O esnada Zeynep ve benim surat seklimiz komedi programlarına güzel malzeme olurdu herhalde. Yok mok demeye kalmadı herkes gülmeye başladı çoktan. Çok bilir Türk halkının en çok sorduğu soru buymuş meğerse. Aslında ben Roger`ın ailesinin tepkisini soracaktım. Roger iç Chicago'da doğmuş ve Arizona’da büyümüş. Bu iki eyalette birbirine yakin olmasa da Amerikanların baksa milletlere bakış açısı bakımından benzerlik gösteriyor. Ebrunun dediğine göre ailesini henüz görmemiş çünkü onlar bunu kabullenememişler ve Ebrunun onu kullanıp Yeşil kart alacağını, sonra da bırakıp gideceğini düşünüyorlar. Aslında burada diğer bir millet hayran biri var o da Roger. İki gün suren sohbetimizden de anladık ki Ebru aslında bir Türk ile evlenmiş. Misafir geleceğini için heyecan yapan bu adam, bizi ilk önce çay kelimesi ile şaşırttı, çaydanlıkla gelmesi ile hayran bıraktı, salçasız yemek yememesi ile dudak ısırttı, dondurmamızdan kahvemize kadar hizmette kusur etmedi, Türk kahvesi yapması ile dumur etti, yataklarımızı kurup üzerimizi de örtünce eee pes yani dedirtti. Hepsinden komiği ( neden komik anlamadım sanki ben Oh my God demiyorum da adamcağız Allah korusun deyip elini tahtaya vurunca tık tık diye bir garip oluyor) maşallah, inşallah, Allah korusun gibi cümleleri her lafın arasından kullanması. Ama Ebrucuğumu tebrik ettim ki kısa bir zamanda hem ülkesini hem de adetlerini çok güzel anlatmış. Herkesten çok milliyetçi geçinen ben anlamaz bahanesi ile birçok şeyi açıklamam. Bravo dedim Ebruya, aslan gibi anlatmış ülkemizi. Ayrıca güzelliği ile de Türk kızlarını çok güzel temsil etmiş hem Irak ta hem de Amerika’da. Henüz bir hafta önce gelmişler bayram ziyaretine gittikleri Türkiye`den. Bir insanin Türk kültürüne bu kadar hayran olmasına şaşırdım. Okurdum duyardım ama insan gözlerine inanamıyor. Belki de tepkilerim çok yoğun. Belki de su ana kadar tanıştığımız Amerikalıların kendi eksenleri etrafına çıkmamış olmaları, cıksalar bile umursamamaları ( Türkiye`ye gelenler hariç, her gelen ya huyundan ya suyundan kapıyor) benim bu kanıya sahip olmama neden olabilir. Diğer bi neden ise, garsonlar dışında devamlı olarak ilk defa bir erkek bize bu kadar hizmet etti. Cay servisi yaptı, dondurma getirdi, yemekleri bile hazırladı. Pes dedim ama.
Derler ki CIA hiçbir ajanının bir ülkede de iki yıldan fazla kalmasına izin vermezmiş. Ne kadar doğru bilemem, bu benim için kanıtlanmış bir teori. İki yılı doldurdum bu ülkede ve çok eleştirdiğim birçok şeyi bazen yaparken buluyorum kendimi. Ne garip, yasadığın toprak seni sanki seni kabulleniyor. Yanlış anlaşılmasın burada kalmaya karar filan vermedim sadece kendimde olan bu değişikliğin çok doğal olduğunu fark ettim. Örneğin artik Amerikan şakaları beni güldürüyor, hatta bazılarını çok zekice bulabiliyorum. Fark ettim de ülkece ince mizahi biraz geride bırakmışız. Neden bunları soyluyorum, çünkü Rhode Island da Roger neredeyse her hareketimizi tiye aldı ve ben çok eğlendim. Aslında gittiğimizden beri orada çok eğlendik. Sanki orada misafir değildik de ev sahipleri gibi rahattık. Hayatımda nadir olarak bir evde çok rahat ettim, bunun nedeni gözlerinin içi gülen o güzel kız Ebru ve esidir. Canim ya! Çok seker bir kız, doğal, komik ve aynen biz.
Roger`a göre Türkçedeki sesler dışarıdan çok tuhaf geliyormuş bazen, tamam çoğu zaman. Mesela çıt-çıt, İngilizcesi snap, ne alakası demek geliyor insanin içinden. Çıtçıtı açıp kapadığınızda snap diye ses çıkmaz ki! İste fonksiyonel ve anlamsal olarak diller farkı. Sonra çekirdek çitlemek ve sonra çık ( ileri git anlamında) ne kadar birbirine benzeyen sesler var. Dilimizin en güzel yönlerini kendi gözümüzle görebiliyoruz bazen. Dürüst olalım çaydanlığı koyarken pat diye ses çıkıyor, zaten çaydanlık da pot, pat diye okunuyor. Daha önce de soyadı Brad Smith olan bir Amerikalının merhaba ben ekmek simit dediğini okumuştum, mezun.com dan Nilay çok güzel bir tecrübesini paylaşırken beni çok güldürmüştü. Türkiye`ye âşık Amerikalıların böyle de bir espri anlayışı var. Her ne kadar bizim komedimizin Türkiye sevgisi ile direkten alakası yok. 5 kıza ek olarak birde ev sahibemiz cici Ebru, hepimiz banyoya sığamadığımızdan, sıra ile yapamayacak kadar oyalandığımızdan Ebrunun yatak odasındaki aynaların önüne attık makyaj yapmak için kendimizi. Bu görüntüyü gören Roger'in gözlerinde adeta Allah`ım ben kimleri evime aldım, bir sürü kız resmen 6 oldular yaaa der gibiydi. Artik çok geçti ve 5 kız evi istila etmişti, biri bilgisayarı almıştı öteki köşedeki sehpanın altındaki magazin ve moda dergilerinin çoktan farkına varmıştı, bu beyaz Türklerin istilasıydı, geri dönüş yoktu. Diğer bir dumur ise alışverişte yaşandı, daha alışveriş merkezine girerken acıktığını söyleyen bu sabırlı adamı tam 3 saat her mağazaya girerek, birçok poşetle oradan oraya dolaşarak deli etmeyi başardık. Nihayet kusup gitti, biz misafir olduğumuzdan zavallı ebrucum kurban oldu. Bu kadar ile kalsaydı keşke bu eziyet, eve gelince yemek faslı sonra çay faslı ondan önce film yanında dondurma ve yatakları kurma. Ne kadar yorulmuş anlatamayacağım ama her gün sabah 5'te kalkan Roger sabah 10da ancak günaydın dedi bize. Hemen evin tembel ev hanımı nerede diye bağırdım. Ebruyu gaza getirme faaliyetim basarıyla tamamlandı ve biz kızlar olarak dergilere bakarken ev sahiplerimiz börekleri ve patates kızartmalarını tamamladı. Zeytinyağlı soslu salatamız da tamamdı. Bu kahvaltıdaki Roger`in ekmeklerinden söz etmek istiyorum. Bir ekmek yapmış ki hayran olduk. Ekmek sever ve hızla tüketen bir hatun olarak yıldızlı pekiyi verdim bu ekmeklere. Bravo!
Recent Comments