Posted at 10:07 PM in Hindustan, india | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
Posted at 09:34 PM in Hindustan, india | Permalink | Comments (1) | TrackBack (0)
Burası Amritsar, görülecek iki şey var Pakistan sınırı ve Golden Temple (Altın Mabet)
Sınır törenleri, adeta bir tiyatro
Yıllardır süregelmiş bir adet vardır: her gün Hindistan ve Pakistan sınırı kapanırken bu iki ülkenin askerleri gösteri yaparlar. Bu bir gösteriden çok komik bir tiyatroyu andırır. Her iki ülkenin vatandaşlarının da izlediği bu heyecan dolu gösteriyi Pakistan Kuran`dan Yasin suresiyle açarken, Hindistan da milli marşını okur. Askerleri kendi halklarının tezahüratları ile 2 saat boyunca birbirlerine çalım atarak heyecanlı anlar yaşattılar bize. Seneye de Pakistan’dan izlemeyi düşünüyorumJ
Neredeyse tüm gezimi sınır törenlerini görmek üzere düzenlemiştim. O kadar yola değdiğini söylemezsem haksızlık olur.
Anlatmak biraz zor, çok eğlenceli, futbol maçı tadında ama çok daha zevkli bir eylem. Daha fazlası için lütfen videolara bakınız.
Golden Temple (Altın Mabed)
Hindistan her yönüyle çok zengin bir ülke, dilleri, dinleri ve renkleri ile bambaşka bir gezegen. Amritsar ise sanki bu gezegenin en gözde ülkesi. Amritsar Hindistan`daki Sihlerin baş şehridir. Laf buraya gelmişken Sihlikten biraz bahsetmem gerekir. Bu din 15 yyda İslam ve Hinduizm’in karıştırılması ile oluşturulmuş bir dindir. Hindistan`daki diğer dinlere göre oldukça yeni bir din olan Sihlik oldukça rağbet görmüştür. Hindistan`in Punjab eyaletinde başlarında sarıklarla (türban diye adlandırılan –cahillere ders olsun neymiş türban) ve uzun sakalları ile birçok Sih görmek mümkündür.
Birçok adetleri İslam`a benzer, sarık, uzun sakal, aile kavramı ve bunun yanında birçok şey de Hinduizm’in etkisindedir. Din tarihi açısından daha geniş bir tarihe sahip olması itibariyle, ben kendi dinimden çok şey alındığını gördüm. Keza minareden okunan bir çeşit ezan-vari çağrıları, Gurudwaraların (Sih mabetleri) kubbelerin tıpkı camiye benzemesi ve hatta âlemlerin yerine bir çeşit Sih âlemi olması, kadınlarının hala örtülü olması ben de –aaaa bu da Ayşe teyzeye ne kadar benziyor- duygusu uyandırmıştı. Benzerlik tabii ki benim içgüdülerimden ibaret değil, Sihlik açık ve seçik karma bir dindir. Tüm farklılıkları da bir yana, Sihler dünyadaki en misafirperver insanlardır, bu yakınlık sizi dehşete düşürebilecek, yuh bu kadarı da kaldı mı diyecek kadar gerçektir.
Buranın adetleri de bir değişiktir. Altın Mabede girerken minik havuzlara ayaklarınızı basmadan içeri giremezsiniz, benim gibi akrobatik hareketler yapıp yere düşme tehlikesi de geçirebilirsiniz, üstüne üstlük de görevliye yakalandım. Kimseyi rahatsız etmediğiniz takdirde bedava kalabilirsiniz, karnınızı bedava doyurabilirsiniz. Ücretsiz yemek dağıtılır.
Mabet avlu biçiminde yapılmıştır. Etrafında misafirleri için odalar, ibadet için yapılmış bolümler ve bir de müze bulunur. Ortasında da bir havuz vardır, bu suyun kutsal olduğuna inanılır ve bu suda yıkananların arınacaklarına dair bir inanış vardır. Aralık ayının soğuğunda ayağınızda çorap bile giymenize müsade edilmezken bazıları bu suda yıkanıyorlar. Ben çok üşüyüp gezinin geri kalanına borazan gibi bir sesle devam etmiştim. Aklınızda bulunsun!
Biz Amritsar`da konaklamadık, yakındaki şehirlerde kalabilirsiniz. Amritsar`da uluslararası havaalanı var ama iç uçuşları dış uçuşlarından daha az. Amritsar küçük bir yer, kalmayı planlıyorsanız 1 gün yeterli olacaktır. Gündüz Altın mabedi gider, akşam 4`de sınır törenlerini görebilir ve akşam uçağıyla Delhi`ye dönebilirsiniz. Eğer hava yolculuğunu sevmezseniz ya da bütçeniz elvermezse –genelde bu hep olur- trenle dönebilirsiniz.
Amritsar güzel yemekleri ile de ünlenmiştir, kime sorsanız Punjab eyaletinin güzel yemeklerini anlatır size. Biraz komik olacak ama yediğim yemeklerin isimlerini tam olarak size veremiyorum. Her yerde bulabileceğiniz biryâni, yanında alacağınız sebzeli tanduri ve yoğurt ile servis edilince tadına doyum olmaz.
Posted at 12:19 AM in Hindustan, india | Permalink | Comments (1) | TrackBack (0)
Delhi`nin capcanlı, kıpır kıpır hali beni hayata bağlıyor. Arkamı dönsem ya da otelde kalıp biraz dinlensem sanki bir şeyler kaçıracakmışım gibi geliyor. Öyle bir şey iste.
Buraya gelince kış aylarında popüler olan gevrek tatlılardan yemeyi unutmayın. Eskiden İstanbul`da halen Eminönü`de satılan susamlı-fındıklı ısırmalıklar vardır ya ona benziyor. Ben oldum olası sokak yemeklerine bayılırım, bunları da kaçırmadım.
Dilli Haat`ta neler yok ki: kumaşlar, ahşap hediyelikler, kıyafetler, halılar, irili ufaklı kutular, kumaş boyamak için kalıplar, Hint resimleri, Hindistan`in her yanından gelen binlerce urun. Keyfine varın!
Cuma Camisi
Sıra geldi geleneksel Cuma Camisi ziyaretimize. Delhi`ye gelince namaz kılacağınız çok cami bulamayabilirsiniz. Moğolların hâkimiyetinde iken birçok cami yapılmış ama şuan birkaçı aktif. Genelde külliye olarak yapılmış olmasına rağmen genelde turistlerin uğrak yeri.
Zaten camiye girerken bir Pazar yerinden geçersiniz ki ben bu kısmından nefret ediyorum. Hintli olmadığınız alnınızdan okunduğu için 10-15 kişi aynı anda konuşarak size bir şeyler satmaya çalışabilir. O anda etrafı keşfetme arzunuz bir anda kaçma isteğine dönüşür ve camiye doğru koşarsınız.
En çok da bu şadırvanı seviyorum
Aslında bu defa başka bir camide kılalım demiştik Cuma namazını, ama seçtiğimiz cami kullanımda değildi.
Moth Ki Masjid Nâm-ı diğer Mercimek Camii
Bu caminin diğer ismi de Mercimek Camisidir. İsmi biraz değişik olsa da bir hikâyesi var. Sultan Sinkander Lodi (Türkçesini bilemicem)- o zamanki Afgan liderlerden- Cuma mescidinde bir mercimek tanesi bulur, bunu yardımcısı Miyan Bhoiya`ya verir. Miyan bu mercimeği eker ve sonuçta bereketli bir tarla oluşur. Bu tarlanın mahsul parası ile de biraz uzaktaki bu camii inşa edilmiştir. Bu da İslam geleneğindeki vakıf geleneğinin en güzel örneklerinden biridir.
İnşa yılı 1528-1536 olarak tarihe geçmiştir. 5 kemerli olduğundan Panchmukhi Camii de denir. Mimari yapış itibariyle Delhi`deki Jamali Kamali Camisine çok benzediği söylenir ama henüz oraya gidemedim.
Hem İslam hem de Hint mimarisi açısından güzel bir örnek taşıyor bu camii.
Posted at 08:52 PM in Hindustan, india | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
Agra her yönüyle beni şaşırtan bir kent. Aslında bu kadar tarih nasıl bir şehre sığmış anlamak mümkün değil. Doğal yaşamı, pratik çözümleri ile bize biraz benzer, ama bambaşka bir atmosferi vardır Agra`nın.
Birçok insan Hindistan`ın çöplerini, paçoz yerlerini fotoğraflar, ben ise kendimce sevdiğim kalabalık, hayat dolu, doğallık kokan yerlerini göstermeye çalışıyorum. Bu benim gözümdeki Hindistan, otoyoldaki devesi, ağaçtaki keçisi ve en güzel organik kumaşları ile.
Her anından zevk alabileceğim, kesinlikle yabancı hissetmeyeceğim bir kültür. Zaten kimse rahatsız olmadığı için bu ülke bu kadar kalabalık, dışarı göç yok adeta. Sırtında dünyasını taşıyan turistler için de ömürlerinde en az bir defa gelip kendilerini kanıtlaması gereken bir parkurdur Hindistan.
Yamuna nehri, AGRA
Taç Mahal`siz Agra düşünülemez elbet
Taç Mahal eşittir simetri, ahenk, zarafet, motifler ve sanatın zirvesi!
Sadece izlemek bile insanı dinlendirir.
Tepeden tırnağa aşk vardır bu şehirde
Taşlara kazınmış hikâyeler neler neler anlatır, dinle!!!
Posted at 08:52 PM in Hindustan, india | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
Moğol hükümdarı Ekber bu şehre can verene kadar burası adeta bir hayalet şehirmiş.
Ekber Şah`ın çocuğu olmuyormuş, Şeyh Salim adında biri 3 yıl içinde bir oğlu olacağını söyler. Kehanet bu ya bir sonraki yıl Ekber Şah`ın bir oğlu olur. Bu şehre Fatehpur yani “zafer şehri” adını verir.
Moğol mimarisindeki külliye modeli burada da hâkimdir. Ayrıca medrese, saat kulesi, camii de bulunur bu şehirde.
Saat kulesi
“zafer şehri”
Bayıldımmmmm manzaraya bakınnn
Posted at 08:43 PM in Hindustan, india | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
Chennai`ye geldiğimde burada hiçbir yeri görebileceğimi sanmıyordum. Beklenmedik bir şekilde işimiz erken bitti. Tamil Nadu bölgesi Hindistan`in diğer bölgelerinden mimari yapıları itibariyle, yemekleriyle ve dilleriyle tamamen farklı bir bölge.
Tabiî ki gittiğiniz zaman kendinizi başka bir ülkede gibi hissetmemenizde içerlere girdikçe fark ediliyormuş. Sri Lanka`ya fiziksel olarak yakin olduğu için çok benzerlikler gösteriyor. Tamil Nadu bölgesinde gitmek istediğim iki tapınak vardı, maalesef Kapaleeswarar Temple ve Parathasarathy Temple. Her ikisi de otele en az 20 km uzaktaydı, gidemedik. Bir sonraki Hindistan gezimizde Chennai bölgesini ve Sri Lanka`yi gezmeyi düşünüyorum. Ama başka bir tapınak gördük.
T-NAGAR
Hiç olmazsa biraz alışveriş yapalım diye T-Nagar bölgesine gittik. Burada birçok çeşit kumaş bulmanız mümkün. Delhi`den çok daha ucuza alabileceğiniz kumaşlar var, ama genel olarak kalitelisini bulmak için birkaç mağazaya gitmeniz gerekebilir. Ben Saravana Stores gittim, Delhi`de 4200 rupee`ye gördüğüm kumaşı indirimden 200 rupee`ye aldım.
Meyve bol, içecekler de hep doğal. Her yerde doğal meyve suları satan dükkanlar bulunuyor.
İlk defa tattığımız badem içeceği
Pazar manzaraları
Tamil Nadu meyveleri
Meyveci teyzem de telefonlar konuşmaktan bize bakamadı
İlginç insanları ile Chennai bizi gülümsetti
Alışveriş yordu tabi
Posted at 06:07 PM in Hindustan, india | Permalink | Comments (2) | TrackBack (0)
Gezimize Bombay ile devam ediyoruz. Son patlamalardan sonra tereddüt etsek de 1 gün kalmayı tercih ettik. Bir liman kenti olan Bombay, çok hareketli çok kalabalık bir şehir. Uçaktan indiğimiz gibi bir sıcak hava dalgası yüzümüzü yaladı, aralıkta olduğumuz halde nasıl bu kadar sıcak olabildiğine şaşırıyorduk. Daha önceden hava durumunu kontrol ettiğimiz için tedarikli gelmiştik. Otele gidip biraz dinlendik. Bombay`da konaklama ücretleri Hindistan genelinden biraz daha pahalı. Zar zor bir otel seçebildim, şansımıza temiz ve güzel çıktı. Sarovar oteli tavsiye edebilirim. Siz yine de merkeze yakin bir yerde kalırsanız ulaşım problemini çözebilirsiniz.
Akşam en yakın alışveriş merkezine gittil. hiç umut kalmamış tı yakın gittik. hiç umudum yoktu ama hint tuniklerini görünce birden kendime geldim. Trafik, stres yorgunluk derken kaçan keyfim birden yerine gelmişti. Reyondaki tüm renkleri topladığımı fark ettim. Etraftaki insanları da dah fazla tedirgin etmeden 3-4 tunikle yetindim. Bombay`da görülecek çok şey vardı aslında, ah birde şu trafik olmasa. 3-4 saat arabanın içinde kalmak gayet normal. İstanbul`un trafiğine artik hiçbir laf etmiyorum. Bombay`da ki bu sorun iş saatlerini bile etkilemiş mesai 10`da başlıyor ve aksam 7-8 de bitiyor.
Bombay`daki dostlarımız bizi gezdirmek için teklifte bulundular, memnuniyetle kabul ettik. Cuma günü olduğu için camiye gitmek istedik. Erken olduğu için de yakındaki bir tapınağa uğradık, fotoğrafları size aktaramıyorum çünkü içeride fotoğraf çekmek yasak. Genel olarak klasik bir Hindu tapınağıydı. Sonra denizin üzerinde kurulmuş olan Hacı Ali camine gittik.
Burası Hindistan`da bizi sok eden mekânların başında gelir, fareye tapan Hindulardan, ineğe saygı gösteren koca koca adamlardansa burada bir mezara gerektiğinden fazla paye veren Müslümanlar bizi tam anlamıyla lal etti. Camiye girmeden bir yol üzerinde çiçek ve seccade satan dükkanlar gördük, sandık ki buraya özgü bir adet. Hindular gibi tanrıya çiçek adayacak halleri yoktu. Maalesef ayni amaçla çiçekleri satıyorlarmış, aradaki fark çiçekleri Hindular getiriyor, seccadeleri Müslümanlar. Kadın ve erkek girişinin ayrı olduğu bu caminin içinde Hacı Ali`in kabri var. Her gelen secde ediyor ya da eğiliyorL Hinduların da çoğunluğunu oluşturan bu ziyaretçiler dinimizde yasaklandığı halde kabire çiçek koyuyor, önce koyulan çiçeklerden alıyor. İmam kabri temizlediği süpürge ile ziyaretçilerin sırtına vuruyor (bir çeşit takdis sanırım). Ben de Fatiha okurken bana da vurmaya kalktı, şiddetle itiraz ettim. İmam derken başında fesi ve uzun entarisi bulunuyor. Ne yazık ki hakiki dinden uzak bir topluluk gördük ve namazımızı cemaatle kılmaktan vaz geçtik. Cuma günü bizi goturen Hindu arkadaşa örnek gösterebileceğimiz ne bir temizlik anlayışı vardı nede bir itikat, Allah hidayet nasip etsin! Bu hayal kırıklığından sonra gitmek istedik, ama tadımız kaçmıştı çoktan. Zaten trafik oldukça sıkışıktı, uçağa yetişemeyebilirdik. Caminin girişinde bir meyve suyu dükkânı vardı, Arkadaşımızın tavsiyesi ile enfes tatlılarından yedik. Hindistan özgü bir fıstık olan cashew ve meyvelerle yapılan bu tatlının içinde 40 dan fazla meyve var. tadı görüntüsünden 1000 kat güzelll
Asıl adını öğrenemedim ama internet sitesinde Kesar Dry Fruit Cream diye geçiyor. bakınız http://www.hajialijuice.com/creams buraya kadar gelmişseniz tadmadan gitmeyin. Hatta bir de video bulunuyor http://www.geobeats.com/videoclips/india/mumbai/haji-ali-juice-shop
Posted at 12:48 AM in Hindustan, india | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
İmam rabbani`yi ziyaret etmek isteyenler Chandigarh’ a gelip oradan taksi tutabilirler. Pazarlıkla 2000-2500 rupeeye ulaşmak mümkündür. Açık adres elimde yok ama Rauza Sharif diye biliniyor bölgede. Bu linkten de bakabilirsiniz. Orada kalmayı düşünüyorsanız otel bulmanız mümkün değil, sabah gidip öğlen geri dönebilirsiniz 2 saatlik bir yol var. Chandigarh`ta kalabilirsiniz. Biz mecburen Taj Otel`de konakladık, paranızın tam karşılığı olmasa da en iyisi. Dönüşte de Chandigarh`tan uçtuğumuz için oraya geri donduk. Tek bir gün yer ayırmadık ve ortada kalacaktık az daha. Piccadily Otel diye 4 yıldızlı bir otel bulduk. Restoranı çok pis görünse de lezzetli yemekler yedik. Oda temizliğine gelince 5 üzerinden 1,5L
ROUZA SHARIF CAMII
Delhi`den sonra Punjab bölgesinde bazı dostlara uğramamız gerekiyordu. Ama bu kadar yaklaşmışken İmam Rabbani `yi ziyaret etmeden geçmek istemedim. Elimde ne bir adres ne de bir bilgi vardı. Sadece İmam Rabbani`nin kabrinin olduğu camiyi biliyordum. Sirhind küçük bir yer olduğu için bulmakta zorluk çekmeyiz diye düşündüm, öyle de oldu. Hakkındaki bilgileri http://www.sitem.gen.tr/?p=325 `den aldım.
1563 senesinde Hindistan’ın Serhend şehrinde doğan ve zamanının müceddidi olan (dini bilgileri yenileyen, din ahlakına sonradan dahil edilmiş olan batıl inanış ve uygulamaları kaldıran) İmam Rabbani, yaşadığı devir ve sonrasında, Kuranın doğru anlaşılması için yazdığı eserlerle ve yaptığı sohbetlerle yüzyıllarca sürecek etki bırakmış çok önemli bir İslam alimidir. Küçük yaşta Kuran-ı Kerim’i ezberleyip hafız olmuştur. İlk olarak babası tarafından eğitilmiş ve daha sonra da yaşadığı dönemin büyük alimi Mevlana Kemaleddin Keşmiri, Kadı Behlul-i Bedahşani’den dersler almıştır.
İmam Rabbani, ilminin derinliği, feraseti, basireti ve üslubundaki samimiyeti ve hikmeti ile, materyalist felsefenin etkisiz hale getirilmesinde ve Allahın varlığı ve birliği konusunun geniş kitlelere anlatılmasında çok etkili olmuştur. Yaşadığı zamanda ittifaken İslam alimlerinin en büyüğü olarak kabul edilmiştir. Etkileri halen devam eden İmam Rabbani, Kutlu Peygamberimiz (sav)’den nakledilen hadisleri yorumlayarak aynı zamanda ahir zamana ışık tutmuştur.
Zamanının dinsizliğine, Hindistan bölgesindeki sapkın fikirlere, özellikle dönemin devlet adamlarının ehli sünnet düşmanlığına, Sihizm, Hindu milliyetçiliği, sahte mehdilik akımları neticesinde yaşanan ahlaki çöküntüye karşı Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetlerini savunmuş, din ahlakını hurafelerden arındırmak için büyük bir fikri mücadele vermiştir.
Ahlakı ve yaşantısıyla tüm müminlere örnek olmuş olan değerli İslam alimi İmam Rabbani, dönemin sultanının yanlış ve katı uygulamalarına karşı ayaklanmak isteyen halkı yatıştırmış, birlik ve beraberlik ortamının bozulmasını engellemiştir. Bu uğurda birçok kez hapishanede kalmış, bu ortamda dahi Kuran ahlakını anlatarak birçok tutuklunun Müslüman olmasına vesile olmuştur. Daha sonra fikirlerinin değeri anlaşılarak serbest bırakılan İmam Rabbani, hurafelerle örtülmeye çalışılan din ahlakını, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetleri doğrultusunda özüne döndürmeyi başarmıştır.
1624 yılında vefat edene kadar yetiştirdiği öğrencileri ve eserleriyle İslam dünyasının aydınlanmasına vesile olmuş, din ahlakına uygun olmayan akımların güçlenmesini engellemiş, günümüze dek gelen değerli fikir ve görüşleriyle İslam dinine en güzel şekilde hizmet etmiştir.
Eserleri: 1. Mektubat: üç cilt olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. 2. Redd-i Revafıd, 3. İsbatün-Nübüvve, 4. Mebde ve Me’ad, 5. Adab-ül-Müridin, 6. Ta’lkat-ül-Avaarif, 7. Risale-i Tehlßliyye, 8. şerh-i Rubaıyyat-ı Abd-il-Baaki, 9. Mearif-i Ledünniye, 10. Mükaşefat-ı Gaybiyye, 11. Cezbe ve Süluk Risalesi. Allah’ın Emir ve Yasaklarına Uymak “Ey oğul! Dinin anlattığı ibadetlere gelince, bunların edasından gaye, kulların faydası ve onların yararıdır. Bunlardan hiçbirine Cenab-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur. Durum böyle olunca, onların edası memnuniyete sebep olmalıdır. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçınmak için koşmalı, çabalamalıdır. Cenab-ı Hak sonsuz zenginliği ile kullarına emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemiştir. Bu durumda bize düşen, tam manasıyla bu nimetlere şükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktır.” (Mektubat, 73. mektup) Mal ve Mülk Allah’ındır “Ey oğul! Nefis kendi özünde cimridir. İlahi emirleri yerine getirmekten kaçar. İnsanlara dini anlatırken devamlı yumuşak konuşmalıdır. Mal ve mülk bütünüyle Allah’ındır, kula asıl layık olan zekatı tam bir memnuniyetle vermektir. Yoksa nefsin arzularına uyarak ibadetin edasında tembellik edip ağırdan almak yakışmaz.” Zikir Gafletin Kovulmasıdır “Ey oğul! Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onların hepsi zikir ola… Zikir, gafletin kovulmasından ibarettir. Bütün işlerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasakları bildiren Zata karşı gaflet esaretinden kurtuluş nasip olur. O Yüce Hakkın da devamlı zikri hasıl olur.” Hayal Mertebesinde Dünya “Hariçte ve hakikatte, Allah-u Teala’dan başka, mevcud (var olan) yoktur. Allah-u Teala, kudreti ile, kendi isimlerinin ve sıfatlarının kemalatını mümkünat suretlerinin perdesinde göstermiş (varmış gibi görünen resimsel görüntülerde göstermiş), yani eşyayı, kendi kemalatına uygun olarak, his ve vehim mertebesinde, icad etmiş, var etmiştir. Böylece, eşya, vehmde (sanalda) görünmekte, hayalde devam etmektedir. O halde eşya, hayalde göründüğü için vardır. Lakin Allah-u Teala, bu görünüşe devam verdiği, yok olmaktan koruduğu eşyanın yapısına sağlamlık verdiği ve ebedi muameleyi de bunlara bağlı kıldığı için, vehmdeki varlık ve hayaldeki devam da, hakiki varlık olmuştur.” (İmam-ı Rabbani, İkinci Cilt, 44. Mektup) Gençlik çağı, Kazanç Zamanıdır… “Biz kuluz. Sahibimizin emrindeyiz. Başıboş değiliz. Her istediğimizi yapmaya serbest değiliz. İyi düşünelim! Uzağı gören akıl sahibi olalım! Kıyamet günü utanmaktan, pişman olmaktan başka, ele bir şey geçmez. Gençlik çağı, kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, halsizlik zamanında, yarar iş yapılamaz.” (Mektubat. 73. mektup.) Mehdilik Hakkında İmam Rabbani yazdığı yazılarında ve yaptığı sohbetlerinde, ahir zamanı müjdelemiş, ahir zamanın o kutlu şahsını talebelerine anlatmıştır: Mümkündür ki; bu iki asrın daha hayırlı oluşu, şu itibarla olur:Allah’ın veli kullarının çok zuhuru (ortaya çıkması), bid’at ehlinin (sünnetlere uygun olmayan davranışların sahipleri) azlığı, fısk ve masiyet erbabının nadirattan oluşu (Allahı hariç tutarak değerlendirme yapanların az oluşu). Böyle bir şeyin oluşu dahi, bu tabakadan bazı evliya ferdlerinin; o iki asırdaki evliya ferdlerinden hayırlı olmasına münafi (engel) değildir. Misal olarak Hazret-i Mehdi’yi söyleyebiliriz… (Mektubat, c.1, 209. Mektup, s. 441)
Mektubat’taki mektupların birkaçı Arapça, geri kalanların hepsi Farsça’dır.
Varlıkların özü olan insanın yaratılmasındaki gaye, oyun ve oyuncakla eğlenmek, yemek ve içmek değildir. Onun yaratılmasındaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamlı bir şekilde Allah’a iltica ve niyazda bulunmaktır.
Fırsat ganimettir. Sağlık ve boş zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamlı olarak Allah’ın zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alış veriş olsun.
Posted at 11:50 PM in Hindustan, india | Permalink | Comments (0) | TrackBack (0)
Aslında “herkes büyük aşkın olumsuz abidesi ya da yansıması” der. Bazısına göre Şehzade başından farksızdır. Herkes Taj Mahal`i abartır, ama bir nedeni vardır. O kadar çok şey yazılıp çizilmiştir ki bunu yadsımamak lazım.
Hatta Hintlilere göre insanlar ikiye ayrılır: Taj Mahal`i görenler ve görmeyenler!
Yamuna nehri Agra Fort`tan
Bu olumlu dünyadaki yaşlı abide Agra şehrinde Yamuna nehri kıyısındadır. Bu kenti 1526`da Babürlüler kurmuş, çok görkemli anıtlar yapmışlar. Ama şuana kadar gelmiş en güzel anıt şüphesiz Şah Cihan kondurmuş. Taç mahal Şah Cihan`ın en sevgili eşine adanmış bir mabed. Mümtaz Begüm 17. Çocuğunu doğururken vefat etmiş, bundan sonra Şah Cihan`ın hayatı zehir olmuş. Taj mahal için Şirazlı Isa mimarlık yapmış ve dünyanın her yerinden gelen 20.000 işçi ile 22 yılda dünyada en çok konuşulan, hayran bırakan bu eseri meydana getirmişler.
Aksamları Taj Mahal ziyarete kapalı olduğu halde dolunay gecelerinde halka açılmaktadır. Biletinizi önceden almanız gerekiyor. Belki de girebilirsiniz denemekte fayda var, otel personeli bunun mümkün olmayacağını söylediğinden denemedik, gerçi nelere olmaz dediler de yaptık! Siz yine de deneyin ne kaybedeceksiniz?
Konumuza dönmek ne kadar da zor oluyor benimleJ Taj Mahali bir dünya harikası yapan faktörler var tabii, bir ask acısı, yürek yarasından esinlenilmiş olması, devrin en büyük eseri olması, zenginlik timsali olması ve mimari açıdan bir ilke imza atması. Taj Mahalin içinde ve dışında ancak yakından görülebilecek bir süsleme sanatı vardır. Değerli taşların beyaz mermere gömülmesiyle yapılan tasarıma “parchin kari” denir ve altındaki imza Moğol tasarımcı ve mimarlara aittir.
Aynı tarz işleme aynı dönem Moğol eserlerinde de görülür, Delhi`deki Red Fort`un Divan-i Has bölümünde ve diğer bölümlerde.
Taj Mahal`de anlatılacak en güzel şey çiçeklerdir. Mermere gömülmüş taşların hikâyesi şöyle başlar. Mermer taşların boyutlarına göre kazınır ve delinir. Taslar mermere kına boyasıyla tutturulur, 16. Yydan bu yana ayakta durduğuna göre müthiş bir teknik ve teknoloji kullanmışlar. Bu tarz süsleme sanatı ancak Sultan`in yaptırdığı eserlerde görülür yani halk sanatı değildir. İtalyanlar da “pietre dure” diyorlar bu tekniğe ama onların anladığı şey aslında Antakya mozaikleri gibi minik tas parçaların birleştirilmesi ile oluşan resimlerdir, oysa Moğol mimarisi çok daha ince ve zor ve tabii ki daha güzel bir eser ortaya çıkarmışlar. Değerli tasların her biri başka yerden gelmiştir. Tabi bahçesi de bir tasarım harikasıdır ki Simetri tutkunu Şah Cihan`i ancak güzel bir eser olduğuna ikna edebilsinler. Taj Mahal`de hemen hemen her şey simetriktir, şah cihan Taj Mahal`in siyah izdüşümünü nehrin karşı kıyısında yaptırmayı düşünmüş ve iki mahal arasından köprü ile bağlantı yapmayı planlamış. Maalesef oğlu Auranzep tarafından tahttan indirilmiş. Öldükten sonra da esi Mümtaz Mahal`in yanına gömülmüş, tabi Taj Mahal`in içindeki simetri de bozulmuş. Eminim bunu da Şah Cihan`dan başkası anlayamazdı.
Şair Kalim Taj Mahal`deki taş kakma sanatı için şu mısraları yazmıştır:
Mermere nakşolmuş o değerli taşlar
Bir gerçeğin kokusunu değil ama hikâyesini fısıldar
Acılı bir yüreğin acısını hafifletir kırmızı ve sarı çiçekler
Sadece akik ve kehribar görür öylece bakanlar
Taj mahal`deki sembolizmin kaynağında dini motifler vardır. Taş kakmacılığı ile yapılmış enfes çiçekler Aden cennetinden esinlenilmiştir. Bahçedeki havuz peygamber efendimize söz verilen Kevser havuzunu sembolize eder. Bahçeler ise cennet bahçelerinden esinlenerek tasarlanmış. Bunu nasıl bildiklerini merak ederseniz Kuran`da birçok yerde “Altlarından ırmaklar akan köşklerden” bahseden bölümleri görürsünüz. Şuanda orijinalinden biraz farklı bir bahçe tasarımı görürsünüz, bu da İngilizlerle gecen yıllardan kalma. Artik hatıra mı dersiniz orijinaline veda mı bilemem. Tabi aslini koruyamayanları da suçlamak lazım biraz. Taç Mahal`in önünden akan havuzun etrafında servi ağaçları vardır. Moğol (fars) minyatürlerde servi ağacını çokça görmek mümkündür. Servi ağacı ezel ve ebedin sembolüdür. İslam sanatı literatüründe “chahar bagh” diye gecen bu bahçe modeli Iran`da çokça görülür, hatta Elhamra`nın aslanlı avlusu da buna bir örnektir. Daha fazla örnek görmek isterseniz lütfen bakiniz nasıl böyle bir bahçe yapabilirsiniz. Taj Mahal`in genelinde olduğu gibi bahçesinde de bir simetri hakimiyeti vardır.
İlginç bir anekdot da İngilizler Hindistan işgal ettikleri senelerde, geleneksel olarak yaptıkları gibi bulduklarını ülkelerine getirmişler. Aslında kibarca söyledim de, buna biz kanunlara göre hırsızlık diyoruz. İngilizler Taç mahali de parça parça satıp götürmeyi düşünmüşler. Bir kısım duvar panolarını götürmüş ve müzayedede satmayı düşünmüşler. Sonra ilgi görmeyince vazgeçmişler. Allahtan kimse ilgi göstermemiz yoksa dünya mirasında bir Taj Mahal kalmayacaktı. Aslında iyi de bir müzayede olurdu, çünkü mermeri Rajastan`dan, yeşim taşı Punjab`tan, kristal taşı Cin`den, Turkuaz taşı Tibet`ten, Lapis taşı Afganistan`dan, safirleri Sri Lanka`dan ve akik taşları Arabistan`dan getirtilmiştir.
İngilizlerin Hindistan sömürmeleri sadece maddi olarak olmamış, Taç Mahal`in kubbe modelini de kendi mimarilerinde kullanmışlar. Christopher Wren St. Paul katedralinde aynı tarz bir kubbe kullanmış. E sütlü çay da Hindistan`dan gelmiş, kriket desen Afganistan`dan insan düşünüyor acaba İngiliz kültürü diye bir şey var mı yoksa orijinalliği toplama olmasından mıdır diye?
AGRA bir Şah Cihan şehri
AGRA`dan motifler
AGRA Fort`dan Taj Mahal
Agra`da alışveriş icin kendimi oldukça hırpaladim. İlla halk pazarına gidicem diye tutturdum. Alın size halk pazarı:
Kinari Bazaar, battaniyeden yiyeceğe, kumaştan plastiğe herşey bulunur. En yadırgadığım şey ise şehrin orta yerinden salına salına geçen öküzler inekler oldu. Pervasızca üstüme gelen öküzlerden kaçarken Hintliler katıla katıla güldüler.
Gezginin biri gezerken fotoğraf çekmiş, bir Hintli gelmiş ve herkes buranın en kotu halini gösteriyor dünyaya demiş. Gezginci hah demiş tam adamımı buldu, belki bana burayı en güzle bir şekilde tanıtır diye düşünmüş. Tam soracakken adam arkasını dönmüş gitmiş o sinirle. Bu fotoğraflar Hindistan`i kotu göstermek için çekilmiş kareler değil, bilakis bu kadar çelişki ile ne kadar güzel bir kültürü oluşturduklarını onlara göstermek istiyorum. Hem çok teknolojik hem geleneksel olabilen, hem endüstride dünya devleriyle yarışan ve bir o kadar doğa dostu olan bir ülke. Yani Hindistan görülmeye değer!
Posted at 12:49 AM in Hindustan, india | Permalink | Comments (1) | TrackBack (0)
Technorati Tags: agra, agra fort, begüm, hindistan, india, Mümtaz mahal, Shah cihan, Taj mahal, Taç Mahal, Şah cihan
Recent Comments