Bu defa bir garip geliyorum, fotoğraf makinemi bile getirmemişim. Çin gezimde hiç eğlenemeyeceğimi düşünmüşüm sanırım, telefonumu unutmuşum, düşünün ıslak mendil bile almamışım yanıma o kadar yani! Zaten Mayisin ortasında bardaktan boşanan yağmurlar canıma tak etmiş, biran önce dönmek istiyorum, huzursuzum.
KADERE iNANMAK YA DA iNANMAMAK?
Yine Çin’de bir hafta ile ayı bitiriyordum. Facebook olmadan youtube olmadan, Türkiye’deki sitelere giriş olmadan yaşadığım bir hafta biraz sıkıcı olmuştu. Bir hafta daha böyle geçecekse madem bir günlüğüne de olsa Hong Kong`da biraz nefes alalım hem de işlerimizi halledelim diye düşündük babacığımla. Bu defa annemsiz biraz da boynu bükük yaptığımız gezi nihayetine ulaşırken rotamız kendi kendine çevrildi?!!-Tesadüf diye bir şey yoktur- Çok kısa bir zamanımız vardı ve Hong Kong bu kısa zaman dilimi için pek de küçük sayılmazdı. İşlerimizi bitirdik geri dönüyorduk, içimden Çin’e dönmek hiç gelmediği halde taksi penceresinden bloğuma sığacak kadar fotoğraf çekiyordum. Nasılsa yakın yine gelir ayrıntılı gezerim diye düşündüm. 1 saat metro ardından 10 dakika pasaport sırası derken sınırdan geçtim, arkamdan 2 dakika sonra gelmesi gerekirken babam gelmiyor. Bekliyorum görünmüyor, geri döndüm sınırda kalmış. Pasaportunun bir sayfası yırtılmış ve düşmüş, kesinlikle içeri alamayız dediler. Ben Çin tarafında babam karşı tarafta öyle bakıyoruz birbirimize, anladık ki o gelemeyecek. Çin yetkilileri beni karşı tarafa geçireceklerini söylediler eğer istersem. En son çözümü bu şekilde halletmeye karar verdik. Bavullarımı Çin’deki otelde, üzerimizde tüm günden kalma kıyafetler, ne pijamalar var ne eşyalar öyle Hong Kong’a dönüyoruz gerisingeri. Otelimiz yok, Türkiye’ye iki gün uçak yok, gideceğimiz yer belli değil, tam anlamıyla ARAF`ı yaşıyoruz. Sonunda en iyisi camiye gidelim o zamana kadar bir şey ayarlarız dedik. Çin’deki telefonlarımız da çekmiyor Türk hattımız var ama şarjı bitmek üzere, arayacağımız bir dost yok o ülkede, yani bir muammaya doğru gidiyor gibiyiz. Sonra Türkiye’den biletimiz değiştirildi, otelimiz ayarlandı, hangi istasyonda ineceğimizi bilemeden yaptığımız metro yolculuğu en sonunda Kawloon’da sona erdi. Bir şekilde, hem de tuhaf bir şekilde sorunlarımız halloldu, nasılsa iki gün kendimizi Hong Kong’da tutsak bulduk. Henüz sabah anlatılan sınırda kalma hikâyelerinden birinin kahramanının da ben olabileceğim hiç aklıma gelmezdi.
Madem burada mahsur kaldık bari tadını çıkaralım değil mi?